İnsanlığın Umudu, Onun Mutlu Geleceği Sosyalizm’dir

Arama

Rojava’da saha ve masa

HDP grup başkanvekiliyken tutuklanmış, ömrünün önemli bir dönemini hapishanelerde geçiren İdris Baluken, İlke tv.com tr deki yazsında;"Rojava’da yaşanan süreç, sahadaki güç dengelerini ve masadaki diplomatik pozisyonları bir arada koruyarak, Kürt halkının siyasal iradesini ayakta tuttu ve ulusal dayanışmayı görünür kıldı" diyor

04/02/2026 12:41 | Son Güncelleme : 05/02/2026 01:11 | Okunma Sayısı : 7 | Super Admin


Rojava’da saha ve masa
“Kurtuluş yok, tek başına ya hep beraber ya da hiçbirimiz” ad image

 

Rojava’da saha ve masa

idris Baluken

Rojava’da yaşanan süreç, sahadaki güç dengelerini ve masadaki diplomatik pozisyonları bir arada koruyarak, Kürt halkının siyasal iradesini ayakta tuttu ve ulusal dayanışmayı görünür kıldı. Bu denge, ne sahada ne masada tam anlamıyla ideal bir tablo sunmasa da, eldeki kazanımların önemini ve sürecin stratejik değerini bir şekilde göstermiş oldu

SDG ile Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşma, çokça belirtildiği gibi, ne ideal ne de kusursuz bir metindir. Yine de mutabakatın ortaya çıkardığı sonuçlar, bugünün koşullarında son derece hayatidir. Her şeyden önce Kürt halkına yönelik büyük bir katliam riskini bertaraf etmiş; Kürtlerin Suriye denkleminde siyasal özne olma pozisyonunu korumasını sağlamıştır. Daha da önemlisi, bu pozisyonun hem Şam yönetimi hem de onu destekleyen güçler tarafından fiilen ve resmi düzeyde kabul edilmesidir.

Anlaşma aynı zamanda Rojava’nın boşaltılmasına yol açabilecek büyük bir göç dalgasını durdurmuştur. SDG’li yetkililerin açıklamalarına göre, Afrin ve Serêkaniyê’den zorla göç ettirilen halkın evlerine ve topraklarına geri dönüşü de yeniden gündeme girmiştir. Bununla birlikte, Kürtlerin ülke içinde ve diasporada sergilediği güçlü dayanışma, uluslararası kamuoyunun dikkatini Rojava’ya çekmiş; Kürt meselesinin bölgesel ve küresel gündemde görünür kalmasını sağlamıştır.

Ortaya çıkan tablo, kimi çevrelerin ileri sürdüğü gibi bir tasfiye ya da hezimet değil; ağır riskler altında elde edilmiş, sınırlı ama hayati kazanımlar içeren bir denge sürecidir. Bu nedenle yapılması gereken, süreci ideolojik reflekslerle mahkûm etmek değil; sahadaki gerçekliği esas alarak soğukkanlı biçimde değerlendirmektir.

Buna karşın son dönemde “yenilgi” ve “teslimiyet” gibi kavramların yoğun biçimde dolaşıma sokulduğu görülmektedir. Bu dil, sahadaki çok katmanlı askeri ve siyasi gerçekliği açıklamaktan ziyade, yaşanan süreci tek boyutlu bir çerçeveye indirgemektedir. Askeri ve siyasi kuşatmanın sonuç alamadığı noktada, bu kez algılar üzerinden bir çözülme yaratılmak istendiği izlenimi güçlenmektedir.

Bu tür değerlendirmelerin önemli bir bölümü, sahadaki risklerle ve bedellerle doğrudan temas etmeyen bir mesafeden üretilmektedir. Bu mesafe, analizlerde kaçınılmaz olarak ciddi kopukluklara yol açmakta; Kürt halkının karşı karşıya olduğu tarihsel tehlikelerin yeterince hesaba katılmamasına neden olmaktadır. Oysa bugün uluslararası ölçekte devrede olan yönelim açıktır. SDG’nin siyasal ve askeri kapasitesinin tasfiyesi, Kürtlerin bölgesel denklemin dışına itilmesi ve uzun vadede halklar arası gerilimlerin derinleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu strateji, yalnızca Kürtleri değil; bölgedeki tüm halkları yıllara yayılan yıpratıcı çatışma süreçlerinin içine çekmeyi amaçlamaktadır.

Buna rağmen bazı yaklaşımlar, yaşanan gerilimleri bütünlüklü biçimde ele almak yerine, güncel çatışmalar üzerinden genelleyici sonuçlar üretmektedir. Birlikte yaşam fikrinin kalıcı biçimde aşındırıldığı yönündeki bu okumalar, farkında olunmadan çatışma siyasetinin ihtiyaç duyduğu zemini güçlendirmektedir. Oysa bu tür genellemeler, yaşanan sorunları çözmek yerine derinleştirme riski taşımaktadır. Benzer bir çarpıtma, Kürt ulusal birliği ile demokratik ulus yaklaşımı arasında da yapılmaktadır.

Demokratik ulus perspektifinin Kürtlerin ulusal bilincini ya da birliğini zayıflattığı yönündeki iddialar, hem teorik hem de pratik açıdan dayanaksızdır. Aksine bu yaklaşım, Kürtlerin siyasal varlığını inkâr eden değil; onu bölgesel barış ve birlikte yaşam zeminine taşıyan bir çerçeve sunmaktadır.

Bu durum yalnızca teorik bir iddia değildir. 2013–2015 Çözüm Süreci bunun somut örneklerinden biridir. Bu dönemde Ankara’da devlet ve hükümet yetkilileriyle Kürt meselesinin barışçıl çözümüne dair görüşmeler yürütülürken, aynı anda Başûr, Rojava ve Rojhilat’taki siyasal yapılarla yoğun bir temas trafiği sürdürülmüştür. Ulusal birlik ile halkların kardeşliği bu süreçte birbirini dışlayan değil, birbirini tamamlayan iki hat olarak ele alınmıştır.

Güncel Demokratik Toplum ve Barış Süreci kapsamında da benzer bir yaklaşımın sürdüğü görülmektedir. İmralı Heyeti ve DEM Parti yetkililerinin Sayın Öcalan’ın mesaj ve değerlendirmelerini farklı parçalardaki Kürt siyasal aktörlerine ulaştırması; Hewler ve Süleymaniye ile yakalanan eşgüdüm ve sinerji, keza bu temasların sonucu olarak Rojava’da TEV-DEM ile ENKS’nin uzun süredir devam eden ihtilaflarını bir kenara bırakarak Şam’a ortak bir heyetle gitmesi, bu yaklaşımın somut göstergelerindendir.

Bu nedenle demokratik güç birliği ile ulusal birlik hedeflerini birbirine karşıt gibi sunmak, mevcut gerçekliği açıklamaktan çok, onu daraltan bir okuma üretmektedir. Geçmişte Kürt hareketleri arasında yaşanan olumsuz deneyimler veya koruculuk sistemi nasıl ki ulusal birlik fikrini gereksiz kılmazsa, güncelde yaşanan benzer düzeydeki kimi acı olumsuzluklar da halklararası köprülerin kurulma gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Aksine küresel ve bölgesel güçlerin halklar arası çatışmaları körükleyen politikaları, demokratik güç birliğinin önemini daha da artırmaktadır.

Bu noktada, ulusal birlik ruhunu güçlendirmek adına halklar arası gerilimleri besleyen bir dilin nasıl sorunlu olduğu açıktır. Aynı şekilde, demokratik güç birliğini savunurken Kürt siyasal aktörleri arasında yıpratıcı ideolojik kamplaşmaları körüklemek de çözüm üretmemektedir.

Öte yandan SDG şahsında Kürt siyasal iradesini tümüyle kırmayı hedefleyen bir stratejinin devrede olduğu da açıktır. Bu stratejinin iç politikadaki yansıması, Demokratik Toplum ve Barış sürecini işlevsizleştirmeye dönük çabalarda görülmüştür. Ancak sahadaki direncin ve siyasal kapasitenin küçümsenemeyeceğinin anlaşılmasıyla birlikte, hem Suriye’de Kürtler yeniden muhatap alınmış hem de Türkiye’de çözüm masasının tümüyle devrilmesi mümkün olmamıştır.

Türkiye’nin Rojava’daki politikası Kürt kamuoyunda ciddi bir güven kaybı yaratmış olsa da, gelinen noktada Suriye’de siyasal özne konumunu korumak ile Türkiye’de süreci bitiren taraf olmamak arasında kurulan denge,Kürtler açısından kolektif bir rasyonaliteye işaret etmektedir. Kürt halkının büyük bir insani felaket riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, sonuçsuz bir çatışma hattına savrulmak yerine masa ile saha arasındaki dengeyi korumak, reel politiğin gereğidir.

Bugüne kadar Rojava’da izlenen çizgi de bu olmuştur. İŞİD’e karşı elde edilen askeri ve siyasal meşruiyet, hassas bir denge siyasetiyle birleştirilmiş; Kürt halkı büyük yıkımlardan korunmuştur. BAAS rejiminin çöküşü, Rusya ve İran’ın Suriye’den çekilmesi gibi öngörülmeyen gelişmelere rağmen, Kürtler bu sarsıntılı süreçte siyasal ve idari denklemin dışında kalmamayı başarmıştır.

Tam da bu nedenle, Türkiye devleti ve mevcut iktidar açısından ortaya çıkan tabloyu doğru okumak hayati bir önem taşımaktadır. Kürt kamuoyunda oluşan güven kaybını derinleştiren söylemler yerine, bu kırılmayı onaracak somut adımlara ihtiyaç vardır. Bu yalnızca bir iyi niyet meselesi değil, aynı zamanda siyasal bir zorunluluk ve rasyonalite meselesidir.

Bu çerçevede, dünkü grup toplantısında Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği Umut Hakkı’nın hayata geçirilmesi; Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere politik tutukluların özgürlüğüne kavuşması; kayyım uygulamalarının sona erdirilerek belediyelerin seçilmiş yöneticilerine iade edilmesi kritik eşiklerdir.

Üstelik bu adımlar için yeni yasal düzenlemelere değil, mevcut hukukun uygulanmasına ihtiyaç vardır. Aynı şekilde, insani ve vicdani bir sorumluluk olarak, Kobani’deki kuşatma ve ablukaya karşı, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması da, hem içeride hem dışarıda Kürt toplumunda biriken duygusal yükü hafifletecek; çözüm iradesine dair güveni güçlendirecek adımlardan biri olacaktır.

Geçmişte dile getirilen benzer söylemlerin hayata geçirilmemiş olması, bugün söylenen sözlerin de dikkatle izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sürecin samimiyeti, yeni açıklamalarla değil; atılacak somut adımlarla ölçülecektir. Kürt halkı artık büyük sözler değil, net bir irade görmek istiyor.Bu iradenin ortaya çıkıp çıkmayacağı ise yalnızca Kürtler açısından değil; Türkiye’nin barış, demokrasi ve birlikte yaşam iddiası açısından da belirleyici bir sınav olacaktır.

Etiketler : Rojava’da yaşanan süreç sahadaki güç dengeleri diplomatik pozisyonl yeniden ATILIM İdris Baluken tasfiye hezime “yenilgi” ve “teslimiyet” strateji
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

“Kurtuluş yok, tek başına ya hep beraber ya da hiçbirimiz”

Bunlar da ilginizi çekebilir

Rojava’da saha ve masa

Rojava’da saha ve masa

HDP grup başkanvekiliyken tutuklanmış, ömrünün önemli bir dönemini hapishanelerde geçiren İdris Baluken, İlke tv.com tr deki yazsında;"Rojava’da yaşanan süreç, sahadaki güç dengelerini ve masadaki diplomatik pozisyonları bir arada koruyarak, Kürt halkının siyasal iradesini ayakta tuttu ve ulusal dayanışmayı görünür kıldı" diyor

12 saat önce
Can Dündar'ın İddiası: Bahçeli Her An Urganı...

Can Dündar'ın İddiası: Bahçeli Her An Urganı...

Can Dündar yorumladı: Bahçeli Her An UrganıTekrar Çıkarabilir" Gazeteci Can Dündar, Onur Öncü ile "Mevzu Derin" programı Türkiye'nin son dönemdeki en kritik gündem sırasında sırada yer alıyor. Suriye'nin bölünmüş HTŞ ve SDG arasındaki çatışmaların Türkiye'deki "çözüm süreci" ile ayrılması nedir? İmralı'dan sızdırılan tutanaklar neyi amaçlıyor?

6 gün önce
DEM Parti sözcüsünden  güncele dair açıklama

DEM Parti sözcüsünden güncele dair açıklama

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt halkının kazanımlarının kimse için tehdit oluşturmadığını vurgularken

1 hafta önce
Yorumlar

İnsanlığın Umudu, Onun Mutlu Geleceği Sosyalizm’dir