Bugun...


Temel Demirer

facebook-paylas
KARL MARX İLE MARKSİZMİ-1
Tarih: 30-07-2018 20:36:00 Güncelleme: 30-07-2018 20:36:00


III.3) EMEK, SINIF MÜCADELESİ VE İŞÇİ SINIFI

 

Kimilerinin, şimdilerde “en yüce değer” tanımlamasıyla “dalga geçtikleri” emek; Karl Marx’ın sözleriyle, “İşçi gerekli geçim araçlarını sağlamak için yaşam faaliyetini bir başkasına satar. Yaşamak için çalışır. Emeğini yaşamının bir parçası olarak görmez, daha çok yaşamından yaptığı bir fedakârlıktır o. Başkasına sattığı bir metadır,”[52] diye tanımlanır.

Gerçekten de, “Emek insanın hareket hâlindeki mülkiyetidir.”[53]

“Emek tarafından üretilen nesne, onun ürünü, artık üreticisinden bağımsız bir güç olarak, emeğe karşı yabancı bir varlık olarak dikilir… İşçi kendisini işte daha fazla harcadıkça, kendine rağmen yarattığı nesneler dünyası daha güçlü hâle gelir, o kendi iç dünyasında daha da yoksullaşır ve daha az kendisine ait olur.”[54]

“Bir metanın değeri, onun üretimi sırasında harcanmış emek miktarı ile belirlendiğine göre, bir kimse ne kadar tembel ya da beceriksizse, ürettiği metanın, bu metanın yapımı o kadar fazla zaman alacağı için, o kadar değerli olacağı sanılabilir. Oysa, değerlerin özünü oluşturan emek, eşit insan emeğidir, aynı insan emek gücü harcanmasıdır.”[55]

“İnsanın emeğini kiralaması, köleleşmeye başlaması demektir. Emeğin gereçlerini kiralamaksa insanın özgürlüğünü kurmasıdır... Emek, insandır; öte yandan, çalışma gereçleri, insanı olan hiçbir şeyi içermezler.”[56]

O hâlde emek ve emekçilerden söz ederken; köleleş(tiril)meden yani ücretli kölelikten ve köleliğe karşı sınıf mücadelesinden söz etmek “olmazsa olmaz”dır.

Yani “Bütün toplum tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. Efendi ile köle, patrisyen ile pleb, derebeyi ile serf, lonca ustası ile kalfa, sözün özü, ezen ile ezilen, sürgit birbirlerine hasım olmuşlar, kimi zaman alttan alta, kimi zaman açıktan açığa aralıksız bir mücadele sürdürmüşlerdir. Bu mücadele, her seferinde, ya bütün toplumun devrimci dönüşümüyle ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte yok olmasıyla sonuçlanmıştır.”[57]

“Burjuva düzenin köleleri, efendilerine karşı başkaldırdıkları zaman, bu düzenin uygarlık ve adaleti, tüyler ürpertici iç yüzü ile gözler önüne serilir. Bu gibi durumlarda, sözü geçen uygarlık ve adalet de bütün peçelerini atmış bir vahşet ve yasa tanımaz intikam görünümüyle su yüzüne çıkar. Zenginliğe el koyanlarla üreticiler arasındaki sınıf mücadelesinde patlak veren her yeni bunalımda bu olgu gitgide daha açık seçik biçimde belirir.”[58]

İşçi sınıfı gerçeği burada karşımıza dikilir; “Proletarya gelişimi değişik aşamalardan geçer. Onun burjuvaziye karşı mücadelesi, var oluşuyla birlikte başlar,”[59] saptamasındaki üzere…

“İşçi ne kadar fazla zenginlik üretirse, işçinin üretimi ne kadar fazla artarsa, kendisi de işte o kadar yoksullaşır. İşçi ne kadar çok değerli mal yaratırsa, kendisi de o kadar değersiz bir mala dönüşür. Mal âlemine değer katılmasıyla insanlık âleminin değerini yitirmesi de orantılı olarak artar. 

Emek sadece mal üretmez; aynı zamanda kendini ve emekçiyi de genelde mal ürettiği ölçüde bir mal olarak üretir. Bunun anlamı şudur: Emeğin ürünü olan nesne, emeğin karşısına, ona yabancı, üreticiden bağımsız bir güç olarak çıkar. Emeğin ürünü, nesnede saptanmış, maddeleşmiş emektir. Emeğin yaşama geçirilmesi demek onun maddeleştirilmesi demektir. Emeğin böylesine maddeleşmesi, ekonomi politik alanında işçinin yoksullaşması demektir; maddeleşme işçinin ürettiği nesnenin kölesi olması demektir; nesnenin başkası tarafından sahiplenilmesi de işçinin yabancılaşması demektir.”[60]

“İşçi, ne bir toprak sahibine ne de toprağa bağlıdır, ama yaşamının 8, 10, 12, 15 saati, onu satın alana aittir. (…) Ne var ki, tek geçim kaynağı emek gücünün satışı olan işçi, yaşamından vazgeçmeksizin alıcılar sınıfını yani kapitalist sınıfı bütünüyle terk edemez. O, şu ya da bu işverene değil, ama kapitalist sınıfa aittir.”[61]

“Daha iyi giysiler ile yiyecekler, daha iyi muamele görmek ve efendinin bağışladığı daha geniş bir toprağa sahip olmak, kölenin sömürülmesini ne derece ortadan kaldırırsa, ücretli işçininkini de işte o kadar kaldırır.”[62]

“Kendilerini parça parça satmak zorunda olan emekçiler, bütün öteki ticari mallar gibi, birer metadırlar!”[63]

“İş, işçiye dışsaldır… Onun doğasının bir parçası değildir; o, sonuçta yaptığı işte kendisini gerçekleştiremez; ancak kendisini inkâr eder… Bu nedenle işçi, yalnızca boş zamanı süresince kendisini yuvasında hisseder, işte ise yuvasız hisseder.”[64]

“İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olamadıkları bir şeyi alamayız.”[65]

“Bugün burjuvaziyle karşı karşıya gelen tüm sınıflar arasında, gerçekten devrimci olan biricik sınıf proletaryadır. Öteki sınıflar modern sanayi karşısında gittikçe güçsüz düşer ve sonunda yok olup gider, proletarya ise modern sanayinin özel ve özsel ürünüdür.”[66]

“Bütün üretim aletleri içinde en büyük üretici güç, devrimci sınıfın kendisidir. Devrimci öğelerin bir sınıf olarak örgütlenmeleri, eski toplumun bağrından doğabilecek bütün üretici güçlerin var olmalarını öngörür.”[67]

“Burjuvazi sadece kendini yok edecek silahları yaratmamış, aynı zamanda bu silahları kullanacak insanları-modern işçileri- yani proleterleri de üretmiştir.”[68]

“Peki ücretli emek, emekçi için bir mülkiyet yaratır mı? Asla!”[69]

“Hiç kuşku yok ki, her ülkenin proletaryası her şeyden önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmak zorundadır.”[70]

“Günümüz toplumunun en alt katmanı olan proletarya, resmi toplumun en üst katmanları havaya savrulmadan silkinip ayağa kalkamaz.”[71]

 

III.4) YABANCILAŞMA VE İNSAN(LIK) SORU(N)LARI

 

Yabancılaşma ve insan(lık) soru(n)ları meselesinde, “Özel mülkiyet bizi öylesine aptala çevirmiş, tek yanlı hâle getirmiştir ki, biz bir nesnenin, ancak ona malik olduğumuz zaman bizim olduğunu sanırız. Bu yüzden, bütün fiziksel, akılsal duyuların yerini, bütün bu duyuların tam bir yabancılaşması olan malik olma duygusu almıştır,” diyen Karl Marx çözümü de şöyle formüle eder:

“Özel mülkiyetin yabancılaşmasından kurtuluş, aynı zamanda da insani niteliklerin ve duyguların tam kurtuluşudur”!

Gerçekten de “Nesneler dünyasının değer kazanması, insanların dünyasının değersizleşmesiyle doğru orantılıdır.”[72]

“İnsanın kendi doğasına yabancılaşması kapitalist toplumun en temel kötülüğüdür.”[73]

“Yabancılaşma sadece sonuçta değil, üretim sürecinde, üretici etkinliğin kendi içinde de ortaya çıkar… Eğer emeğin ürünü yabancılaşmaysa, üretimin kendisi etkin yabancılaşma olmak zorundadır… Emeğin nesnesinin yabancılaşması, çalışma etkinliğinin kendisindeki yabancılaşmayı adeta özetler.”[74]

“(Felsefeciler için anlaşılabilir bir terim kullanmak gerekirse) ‘yabancılaşma’ elbette ancak, iki pratik öncül varolduğu takdirde ortadan kaldırılabilir. ‘Tahammül edilemez’ bir güç, yani, insanların ona karşı bir devrim yaptıkları bir güç hâline gelebilmesi için, [yabancılaşmanın] insanlığın büyük kitlesini ‘mülksüz’ kılarken aynı zamanda bir zenginlik ve kültür dünyasını var etme çelişkisini üretmiş olması şarttır, her iki koşul da üretici güçte büyük bir artışı ve yüksek derecede bir gelişmeyi öngerektirir. Ve öte yandan üretici güçlerdeki bu (insanların yerel değil gerçek, elle tutulur dünya-tarihsel varlığını işaret eden) gelişme mutlak olarak zorunlu bir öncüldür, çünkü o olmaksızın yokluk yalnızca genelleştirilmiş ve yoksunluk içinde zaruri ihtiyaçlar uğruna mücadele ve bütün o kadim pis işler kaçınılmaz olarak yeniden üretilmiş olur; dahası, çünkü insanlar arasında evrensel bir münasebet yalnızca üretici güçlerin bütün uluslarda eş zamanlı olarak ‘mülksüz’ kitleyi (evrensel rekabeti) üreten, her ulusu diğerlerinin devrimlerine bağımlı kılan ve nihayet yerel [bireylerin] yerine dünya-tarihsel, kanlı canlı evrensel bireyleri geçiren bu evrensel gelişmesiyle kurulur. Bu olmaksızın, (1) komünizm yalnızca bir yerel olay olarak var olabilir; (2) münasebet güçlerinin kendileri evrensel, dolayısıyla tahammül edilemez güçler olarak gelişemez; batıl itikatlarla kuşatılmış ilkel koşullar olarak kalır; (3) münasebetlerdeki her genişleme yerel komünizmi ortadan kaldırır.”[75]

Bunun için insan(lık)a “Doğal hakların içinden bazıları doğaları gereği vazgeçilmezlerdir, çünkü yerleri doldurulamaz. Vicdani haklar da bunların arasındadır,”[76] uyarısını dillendiren O, yeni insan(lık) için ekler:

“Aşk her türlü fedakârlığı gerektirir, ama aşkından vazgeçme fedakârlığı ancak bir korkağa yakışır.”[77]

“Eğer sevgi üretmiyorsa yüreğiniz, başarılı bir üretici değilsiniz.”[78]

“Daha geniş bir manevi özgürlük içinde gelişebilmek için, insanlar bedeni gereksemelerine köle olmaktan kurtulmalıdırlar, bedenlerinin kölesi olmamalıdırlar. Dolayısıyla, her şeyden önce, manevi yaratıcı etkinlik ve manevi zevk alma için ayıracak zamanları olmalıdır.”[79]

Özetle, “İnsan milyonların ortasında en derin yalnızlığı yaşıyor,”[80] diyen Karl Marx’a göre, kapitalizm koşullarındaki çürümüşlük,[81] geçmişin kiri pası değildir; sisteme aittir; onun üretimidir!

 

III.5) DİN, HUKUK, KADIN, ÖZGÜRLÜK

 

Bugünlerde, Marksistlere durmadan “muhafazakârlık”la, “din”le barışmayı, laikliğe aldırmamayı, önerenlere, Marksizm’in laiklikle ilişkisiz olduğunu söyleyenlere inat Karl Marx, “Ortada ayrıcalıklı bir din yoksa, din de yok demektir. Dinin gücünü çekip alırsanız din diye bir şey kalmaz.”[82] “İnsanların mutluluğu için ilk şart dinin ortadan kaldırılmasıdır,”[83] vurgusuyla hatırlatır:

“Din mazlumun iç çekişi, insafsız dünyanın yüreği, ruhsuz hayat şartlarının ruhudur. Din halkların afyonudur.”[84]

“Devlet Hıristiyan, Yahudi de Yahudi olarak kaldıkça birinin özgürleşmeyi bahşetmeye güç yetiremezliği gibi, diğeri de elde etmeye güç yetiremezdir… Yahudi, Hıristiyan devletten özgürleşmek istemekle, Hıristiyan devletin kendi dinsel önyargısını bir yana bırakmasını istiyor. Peki, Yahudi, kendi dinsel önyargısından vazgeçiyor mu? O zaman bir başkasının kendi dininden vazgeçmesini istemeye hakkı var mıdır?”[85]

Sonra da (sanki “yoksulların İslâmı” söylencelerini yanıtlarcasına!) uyarır: “Hıristiyan düşüncesine sosyalist bir hava vermekten daha kolay bir şey yoktur. Hıristiyanlık özel mülkiyete, evliliğe ve devlete de şiddetle karşı çıkmamış mıydı? Bunların yerine yardımseverliği, dilenciliği, evlenme yasağını, nefsi öldürmeyi, çadır hayatını ve kiliseyi koymamış mıydı? Hıristiyan sosyalizmi, papazın, aristokratların ötesini kutsadığı kutsanmış sudur sadece.”[86]

Ya -yine yeni solcuların- kutsadığı “hukuk” mu?

Yine “Köle çalıştıranların ellerindeki kamçının yerini, şimdi gözcülerin elindeki ceza kitabı alıyordu,”[87] diyen Karl Marx ekliyordu:

“Proleter için, hukuk da, ahlâk da, din de, ardında bir sürü burjuva çıkarının pusuya yattığı bir sürü burjuva ön yargısından başka bir şey değildir.”[88]

“Toplum daha fazla geliştiğinde, yasa da dar veya geniş kapsamlı bir hukuk sistemine dönüşür. Bu hukuk sistemi daha da karmaşıklaştığı zaman, sistemin terminolojisi de toplumsal yaşamın sıradan ekonomik koşullarını dile getiren terminolojiden uzaklaşır. Bu hukuki sistem, var oluşunun ve sonraki gelişiminin nedenlerini süregelen ekonomik koşullarda değil de kendi iç mantığında, ya da isterseniz ‘irade kavramı’nda bulan bağımsız bir öğe olarak gözükür. İnsanlar, tıpkı hayvanlardan türemiş olduklarını unuttukları gibi, hukuklarının da kendi ekonomik yaşam koşullarından kaynaklandığını unuturlar.”[89]

“Suçlu yalnızca suç değil, aynı zamanda ceza hukukunu da üretir, ceza hukuku dersleri veren profesörü, hatta ve hatta profesörün içinde derslerini piyasaya bir meta olarak çıkardığı kaçınılmaz ders kitabını da üretir.”[90] “Ölüm cezasına çarptırılmak iş bulmaktan daha kolaydır.”[91]

Öte yandan Karl Marx’da “eksik” olduğu “iddia” edilen “Kadın Sorunu” mu?

“Modern karı-koca ailesi, kadının üstü açık ya da kapalı ev köleliği üzerine kurulur. İşte, modern toplum, adeta kendi moleküllerini oluşturan bu tip ailelerin bir araya geldiği bir kitledir. 

Günümüzde erkek, çoğunlukla, hiç değilse varlıklı sınıflarda, aile geçindirip besleyen kişi olmak zorundadır. Buysa, ona, hiçbir hukuki ayrıcalıkla desteklenmeyi gerektirmeyen bir egemenlik konumu kazandırır. Aile içinde, erkek burjuva, kadınsa proleter rolündedir...[92]

Kadın açısından bir cürüm sayılan, en ağır yasal ve toplumsal sonuçlara yol açan bir kaçamak, erkek açısından yüz ağartıcı ya da olsa olsa zevkle taşınan hafif bir ahlâki leke sayılır,”[93] der ve ekler O:

“Az biraz tarih bilen herkes büyük sosyal devrimlerin kadınların katılımı olmadan gerçekleşmeyeceğini bilir.”[94]

Ve Karl Marx’ın, “Başkalarını özgürleştirebilmek için, önce kendimizi özgürleştirmeliyiz,”[95] uyarısıyla betimlenen özgürlük…

Devamla sıralar: “Özgür demokratik devlet var olamaz.”[96]

“Soyut özgürlük sözcüğünün sizi aldatmasına izin vermeyin. Kimin özgürlüğü? Bu, bir kişinin bir başka kişi karşısındaki özgürlüğü değil, sermayenin işçiyi ezme özgürlüğüdür.”[97]

“Kâğıt üzerinde, anayasaları, her vatandaşın eğitim ve çalışma hakkını ve hepsinden öte asgari geçim parasını açıklamak kolaydır. Ama bu cömert talepleri yazıya dökmek yeterli değildir, asıl iş bu özgür düşüncelerin somut ve akıllıca işleyen kurumlarda başarılı sonuçlar vermesini sağlamaktır.”[98]

 

III.6) DEVLET, DEVRİM, PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ, KOMÜNİZM

 

Soru(n) olarak devlet, komünizmin çözmekle mükellef olduğu bilmecelerdendir…

‘Komünist Manifesto’da, “Modern devletin hükümetleri, tümüyle burjuva sınıfının ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir,”[99] diye açıklanan konuda; “Bütün devlet biçimleri demokrasiyi doğru bellemiştir. Demokratik olmadıkları için de bütünüyle yanlıştırlar,”[100] diyen Karl Marx ekler:

“Devlet bir sınıfın bir başka sınıf tarafından ezilmesi için bir makineden başka bir şey değildir; ve bu, krallıkta olduğu denli, demokratik cumhuriyette de böyledir.”[101]

İyi de bunlar böyleyken; devletin “demokratikleştirilmesi”nden söz edip; devrime, devrimin güncelliğie sırt dönenlere ne demeli?

Oysa Karl Marx, “Toplumun maddi üretici güçleri, gelişmelerinin belirli bir aşamasında, o zamana kadar içinde çalıştıkları mevcut üretim ilişkileriyle ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkileriyle çatışmaya girer. Bu ilişkiler, üretici güçlerin gelişme biçimleri olmaktan çıkıp onlara ayak bağı olur. İşte o zaman toplumsal devrim çağı başlar.”[102]

“Komünist devrim, geleneksel mülkiyet ilişkilerinden en köklü kopuştur; gelişmesinin, geleneksel düşüncelerden en köklü kopuşu getirmesinde şaşılacak bir şey yoktur,”[103] dememiş miydi?

Kaldı ki, “Komünistler, görüşlerini ve hedeflerini gizlemekten nefret ederler. Amaçlarına ancak var olan tüm toplumsal koşulların zor yoluyla ortadan kaldırılmasıyla ulaşılabileceğini açıkça duyururlar. Egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla tir tir titresin. Proleterlerin zincirlerinden başka yitirecekleri bir şey yoktur; oysa kazanacakları koskoca bir dünya var…”[104]

“Komünistlerin, bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarından ayrı ve farklı hiçbir çıkarları yoktur…”[105]

“Tek kelimeyle komünistler, mevcut toplumsal ve politik durumlara karşı her yerde ve her çeşit devrimci hareketi destekliyorlar.”[106]

“Komünistlerin öteki proletarya partilerinden tek ayrıldıkları nokta, bir yandan proleterlerin çeşitli ulusal mücadeleleri içinde, tüm proletaryanın ulusallıktan bağımsız ortak çıkarlarını öne getirerek geçerli kılmaları, öbür yandan da burjuvazi ile proletarya arasında yürüyen mücadelede her zaman hareketin bütününün çıkarlarını temsil ediyor olmalarıdır,”[107] denilmiyor muydu?

Karl Marx ve Marksizm babında bunların göz ardı edilmesi mümkün olabilir mi?

Olabilir!

“Nasıl” mı?

Karl Marx’ın, “Toplumsal reformlar; asla güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir…”

Ve “Sosyalist burjuvalar isterler ki, modern toplumsal koşulların tüm nimetlerinden yararlansınlar, ama modern toplumsal koşulların kaçınılmaz sonucu olan savaşımlar ve tehlikelerden uzak dursunlar,”[108] uyarıları (mesela proletarya diktatörlüğü gibi!) unutulup, unutturulursa!

Karl Marx’ın, “Ve bana gelince, modern toplumdaki sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardır. Benim yeni olarak yaptığım: 1) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur,” notunu düşerek; “Kapitalist ve komünist toplum arasında birinden diğerine devrimci bir dönüşüm süreci yaşanır. Buna eşlik eden bir de siyasal geçiş dönemi vardır ki bu dönemde devlet, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir işlev göremez,”[109] diye tarif ettiği “Proletarya diktatörlüğü, devrimin sabahında doğar ve tam komünizmin başlangıcına kadar varlığını sürdürür. Genel olarak konuşacak olursak görevi ‘kapitalizmi’ geride bıraktığı maddi ya da insani tüm görünümleriyle ardından gelecek olan komünist topluma dönüştürmektir. Bu açıdan proletarya diktatörlüğü ‘sürekli devrim’ gibi işler: Proletarya diktatörlüğünün, eski düşmanlarının devamlı yeniden ortaya çıktığı bir geçmişi ve onun için son derece sistemli çalıştığı bir geleceği vardır. Bu bakımdan bir yönetim olarak hem geçmişe hem de geleceğe dair amaç birliğine sahiptir. Marx şöyle der:

‘Diğer sınıflar, özellikle de kapitalist sınıf varlığını sürdürdükçe ve proletarya, kapitalist sınıfla mücadelesine devam ettikçe (çünkü yönetim gücünü ele geçirmekle, düşmanları ve toplumun eski örgütlenme biçimi yok olmamıştır.) zor araçlarını, bu nedenle de yönetim araçlarını kullanmalıdır: Proletarya hâlâ bir sınıftır ve sınıf mücadelesinin ve bizatihi sınıfların varlığının arkasında yatan ekonomik koşullar henüz ortadan kalkmamıştır; işte bu yüzden de zor kullanarak ortadan kaldırılmalıdır ya da dönüştürülecekse, zor yardımıyla bu dönüşüm süreci hızlandırılmalıdır’…”[110]

Yine Karl Marx’ın, “Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda var olan öncüllerden doğarlar,” betimlemesindeki komünizme gidişte bundan başka yol yoktur.

Çünkü “Komünizm, insanın kendisine yabancılaşması olarak özel mülkiyetin olumlu aşılması ve dolayısıyla insani özün insan tarafından ve insan için gerçekten sahiplenilmesidir. Komünizm, bu nedenle, insanın toplumsal (yani insani) bir varlık olarak kendisine eksiksiz geri dönüşüdür. (...)

Bu komünizm, insan ile doğa, insan ile insan arasındaki çatışmanın sahici çözümüdür. Varlık ile öz, nesnelleşme ile kendi kendini gerçekleme, özgürlük ile zorunluluk, birey ile insan türü arasındaki çekişmenin gerçek çözümüdür. Komünizm, tarihin önümüze koyduğu problemin çözümüdür ve kendisinin bu çözüm olduğunu bilir.”[111]

“Komünistlerin teorisi tek bir cümlede toplanabilir: Özel mülkiyetin lağvedilmesi.”[112]

“Komünizm kimseyi toplumun ürünlerini mülk edinme gücünden yoksun bırakmaz; yaptığı tek şey, onu, böyle bir mülk edinme aracılığıyla, başkalarının emeğini boyunduruk altına alma gücünden yoksun bırakmaktır.”[113]

 

IV) SONUÇ YERİNE

 

Karl Marx’ın Marksizmi’nden 1917 Ekim Devrimi’ne, onlardan da bugünlere, insan(lık) tablosu -ne yazık ki- hiç de iç açıcı değil…

Komünizmin maddi öncüllerinin oluştuğu, sürdürülemez kapitalizmin artık içine girdiği yapısal krizden çıkışının mümkün olmadığı, tarihsel sınırına gelip dayandığı, sermayenin kendini hem ekonomik hem de siyasal olarak üretmekte zorlandığı kaos yıllarında, ne yazık ki gidişat -sosyalizm yönünde olması gerekse de- barbarlık yönünde...

Gidişatı, olması gerektiği güzergâhta yönlendirmemiz için; bu nesnelliğe müdahil olacak özneyi, iradeyi yaratıp, hayata geçirmek ve Karl Liebknecht’in, “Mümkünün son sınırlarına, imkânsızı elde etmek için çabalayanlar ulaşabilir ancak. Gerçekleşmiş imkânlar, zorlanmış imkânsızlıkların sonucudur,” uyarısını anımsamak “olmazsa olmaz”dır…

Bu yolda; “Marksizm’i kimi bir ‘dünya görüşü’, kimi bir ‘ekonomi politik öğretisi’, kimisi bir ‘felsefe’, kimisi bir ‘ideoloji’, kimisi sosyolojiler içinde ‘ekonomiye ağırlık veren bir sosyoloji ekolü’ olarak tanımlar. Marksizm bunların hiçbiri değildir. Marksizm Toplum’un, Toplumun Tarihinin Bilimidir. Biricik ‘Sosyoloji’dir,”[114] türünden zırvaları bir kenara bırakıp; “Feurbach Üzerine Tezler”in II, III, VIII ve XI’inci “ama”sız, “fakat”sız yani tashihsiz kabullenilerek; devrimci Marksist teorinin bir eylem kılavuz olduğu unutulmadan; Tristram Hunt vari “egzantirik saçmalıklar”dan uzak durulup;[115] -“Marx’ın orta sınıf”laştırılmasına “Hayır” diyerek- dünyayı değiştirme eyleminin aslına sadık kalınmalıdır…

 

17 Haziran 2018 18:48:21, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No:204, Temmuz 2018…

[1] John Berger, Görme Biçimleri, Çev: Yurdanur Salman, Metis Yay., 1999.

[2] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.32.

[3] Karl Marx, Seçme Yazışmalar 2-1870/ 1895, Çev: Yurdakul Fincancı, Sol Yay., 1996.

[4] Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006.

[5] Jason Barker, “İyi ki Doğdun Karl Marx: Sen Haklıydın!”, 5 Mayıs 2018… http://sendika62.org/2018/05/iyi-ki-dogdun-karl-marx-sen-hakliydin-jason-barker-490500/

[6] Emre Tansu Keten, “Marx, Popüler Kültüre Sığmaz”, Cumhuriyet Pazar, No:18, 6 Mayıs 2018, s.4.

[7] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[8] Bertell Olman, Diyalektiğin Dansı, Marx’ın Yönteminde Adımlar, çev: Cenk Saraçoğlu, 4. baskı, Yordam Yay., 2015.

[9] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.29.

[10] Karl Marx- Friedrich Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt: 3, Sol Yay., 1979, s.196-198.

[11] Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm, Bilimsel Sosyalizm, Çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., 1970.

[12] Ernestro Che Guevara, “Küba Devriminin İdeolojisini İncelemek İçin Notlar”, Politik Yazılar, Çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1991.

[13] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.145.

[14] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.

[15] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.779; 67 nolu dipnot.

[16] Kevin B. Anderson, “Ekim 1917, Marx’ın Düşüncesinden İlham Almış En Önemli Olaydır”, 3 Aralık 2017… http://sendika62.org/2017/12/ekim-1917-marxin-dusuncesinden-ilham-almis-en-onemli-olaydir-kevin-b-anderson/?

[17] Karl Marx-Friedrich Engels, Felsefe İncelemeleri, Çev: Cem Eroğlu, Yordam Kitap, 2013, s.12. /Feurbach Üzerine Tezler; 2-3-8 ve 11.

[18] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.110.

[19] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.28.

[20] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.69.

[21] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, çev: Ahmet Kardam, Sol Yay., 7. Baskı, 2011, s.178.

[22] Karl Marx-Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, [Feuerbach], Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976.

[23] yage, s.39.

[24] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.6.

[25] yage, s.41.

[26] Karl Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, Sol Yay., Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1997, s.201.

[27] Karl Marx-Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, [Feuerbach], Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976.

[28] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, çev: Ahmet Kardam, Sol Yay., 7. Baskı, 2011, s.124.

[29] yage.

[30] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.715.

[31] yage.

[32] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016.

[33] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.68.

[34] “Çalışın, çalışın, proleterler, toplumsal serveti büyütmek ve bireysel sefaletinizi arttırmak için çalışın; çalışın ki, daha da yoksullaşarak, çalışmak ve sefil düşmek için daha fazla gerekçeniz olsun. Kapitalist üretimin insanın gözünün yaşına bakmayan yasası budur.” (Paul Lafargue, Tembellik Hakkı-1848 “Çalışma Hakkı”nın Çürütülmesi, Çev: İhya Kahraman, Ayrıntı Yay., 2015.)

[35] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.71.

[36] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965.

[37] yage.

[38] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.60.

[39] yage, s.87.

[40] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965 s.727.

[41] Karl Marx-Friedrich Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt I., Çev: A. Kardam, S. Belli, M. Ardos, K. Somer, Sol Yay., 1976 s.467-468.

[42] Micheal Lebowitz, Sosyalist Alternatif-Gerçek İnsani Gelişim, çev: Etkin Bilen Eratalay, Yordam Yay., 2011.

[43] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016.

[44] Miguel de Unamuno, Sis, Çev: Behçet Necatigil, Can Yay., 2016.

[45] Jean-Jacques Rousseau, aktaran: James Garvey, Yirmi Önemli Felsefe Kitabı, Çev: Tamer Karalar, Nail Kitabevi, 2016.

[46] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.67.

[47] yage, s.15.

[48] Karl Marx-Friedrich Engels, Seçme Yazışmalar/1 (1844-1869), Çev: Yurdakul Fincancı, Sol Yay., 1995, s.218.

[49] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965.

[50] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.42.

[51] yage, s.95.

[52] yage, s.74.

[53] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993, s.24.

[54] yage, s.122.

[55] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.52.

[56] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993, s.48.

[57] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.124.

[58] Karl Marx, Fransa’da İç Savaş, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1977.

[59] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.16.

[60] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.109.)

[61] Karl Marx, Ücretli Emek ve Sermaye, Ücret Fiyat ve Kâr, Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 2012, s.23.

[62] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965.

[63] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[64] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993, s.124-125.

[65] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[66] yage, 1976.

[67] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, çev: Ahmet Kardam, Sol Yay., 7. Baskı, 2011.

[68] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.11.

[69] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.67.

[70] yage, s.63.

[71] yage, s.62.

[72] yage, s.71.

[73] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.13.

[74] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993, s.124.

[75] Karl Marx-Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, [Feuerbach], Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976.

[76] Karl Marx, Yahudi Sorunu, Çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., Ekim 1997, s.27.

[77] Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006, s.23.

[78] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.

[79] yage, s.27.

[80] Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006.

[81] “Her gün tanık olduğumuz için, intihar hiçbir şekilde doğaya aykırı değildir… İntihar insanın insan olarak kalma isteminin ifadelerinden bir tanesidir… İnsan, daha iyi bir şey isteği için, özel hayatın kötülüklerine karşı intiharın en son çare olduğunu anlıyor… Dünyadan kaçmak isteyen bir insan kendi cesedine yapılacak aşağılamaları umursar mı?” (Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006, s.13.)

[82] Karl Marx, Yahudi Sorunu, Çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., Ekim 1997, s.11

[83] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.37.

[84] yage, s.29.

[85] Karl Marx, Yahudi Sorunu, Çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., Ekim 1997, s.6.

[86] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.53.

[87] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, Çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.407.

[88] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[89] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.54.

[90] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[91] Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006, s.29.

[92] “Aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir, ancak maço erkek boyun eğme talep eder ve zevki yadsır. Yeni bir ahlâk anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan, tam bir serbestlik yaşanamayacaktır. Eğer toplumsal devrim yalan söylemiyorsa, yasalar ve gelenekler nezdinde, erkeğin kadın üzerindeki mülkiyet hakkını ve yaşamdaki çeşitliliğin düşmanı olan katı normları ortadan kaldırmalıdır.” (Eduardo Galeano, Kadınlar, Çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2016.)

[93] Karl Marx-Friedrich Engels, Devlet ve Hukuk, çev: Rona Serozan, Ayrıntı Yay., 2016, s.42.

[94] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.46.

[95] Karl Marx, Yahudi Sorunu, Çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., Ekim 1997, s.8.

[96] Karl Marx-Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, çev: M. Kabagil, Sol Yay., 1969.

[97] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, çev: Ahmet Kardam, Sol Yay., 7. Baskı, 2011.

[98] Karl Marx, İntihar Üzerine, Çev: Zeynep Özarslan, Yeni Hayat Kütüphanesi, 2006, s.35.

[99] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.45.

[100] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.60.

[101] Karl Marx, Fransa’da Sınıf Savaşları (1848-1850), çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1967.

[102] Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1970.

[103] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[104] yage, s.92.

[105] yage, s.65.

[106] yage, s.57.

[107] yage, s.15.

[108] yage, s.85.

[109] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016.

[110] Bertell Olman, Marksizme Sıra Dışı Bir Giriş, Çev: Ayşegül Kars, 3. baskı, Yordam Yay., 2015, s.44.

[111] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993, s.189-190.

[112] Karl Marx, Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var?, Çev: Peren Demirel, Aylak Kitap Yay., 2016, s.11.

[113] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[114] Demir Küçükaydın, “Marks’ın Doğumunun 200. Yılında Marksizm’in Evrimi Üzerine”, 6 Mayıs 2018… https://demirden-kapilar.blogspot.de

[115] “Engels, Marksizmi yanlış biçimlendirmekle suçlanacaktı. Marx’ın özgün ve otantik eserlerindeki insancıl saiki bilimsellik hevesi yüzünden etkisiz hâle getirmekle ve onu yerine, arkadaşının yokluğunda, sosyalizmin ilham veren, doyurucu vaadinden yoksun bir mekanik siyaset anlayışı koymakla suçlanacaktı. (…) Böylelikle, Stalin’in Rusya’sındaki resmi ideolojiden ve Marksist Leninizmin yol açtığı felaketlerden üstü kapalı bir şekilde Engels sorumlu tutuluyor. (…) Bunun Marx’ı Marksizmin ‘günahları’ndan aklamaya yarayan elverişli bir suçlama olduğu kesin… (…) (Engels’in tavrı-yn.) Marx adına Marx’ın onayıyla ve birlikte geliştirdikleri ideolojiye sonuna kadar sadık kalarak yapmıştır.” (Tristram Hunt, Franklı Komünist-Friedrich Engels’in Devrimci Hayatı, çev: Işıl Elçin-Mehmet Ratip, İletişim Yay., 2018, s.280-282.) Yani: Her ikisi de “suçlu”dur!

 



Bu yazı 2311 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HAVA DURUMU
nöbetçi eczaneler
GAZETEMİZ

HABER ARA
YUKARI