bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Sibel Özbudun


Facebookta Paylaş









KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)-1
Tarih: 20-03-2018 23:59:00 Güncelleme: 20-03-2018 00:06:00


Ve kadınlar devreye girer…

Kaybedecek bir şeyleri yoktur, zira… Aralarından iş bulacak kadar şanslı olanlar, günde 13 saat, haftada

6 gün çalışmaktadır. Ve ellerine geçen üç kuruş kocalarının ücretine eklendiğinde bile, hayat pahalılığıyla baş

etmeye yetmemektedir. Çoğunlukla içine saman ve kâğıt katılarak yapılmış ekmekler için saatlerce kuyrukta

bekleyenler de onlardır. Bedenini pazara sürmek, açlıkla baş etmenin son çaresidir, Paris, fahişe

kaynamaktadır. [10]

Dedim ya, kaybedecek bir şeyleri yoktur. Topları almaya gelen askerlerin yolunu Monmartre’lı kadınlar

keser. Bedenlerini toplara siper eder, askerlerle konuşur engeller, ikna ederler. Birkaç saat içerisinde askerler

silahlarını komutanlarına yöneltmiştir [11] …

“Komün” Paris’li kadınların Thiers’in askerlerini kenti terk etmeye ikna ettikleri o 18 Mart 1871 günü

kurulmuştur. Yargıçlar dahil her bir görevli, seçimle iş başına gelmekte, sıradan bir işçinin ücretiyle çalışmakta,

geri çağrılabilmektedir.

Komün 30 Mart’ta zorunlu askerliği ilga eder ve eli silah tutan tüm yurttaşların katılabildiği Ulusal

Muhafızlar’ın tek silahlı güç olduğunu ilan eder. 30 Mart’ta Ekim 1870-Nisan 1871 arasındaki tüm kira

ödemelerini ve icra dairesindeki tüm malların satışını durdurduğunu açıklar. Aynı gün, Komün’e seçilen

yabancıların görevlerini onaylar, çünkü “Komün’ün bayrağı, dünya cumhuriyetinin bayrağıdır.” [12]  6 Nisan’da

giyotin meydana çıkartılarak halkın sevinç gösterileri arasında yakılır. 16 Nisan’da imalatçıların kapatıp

terkettiği fabrika ve atölyelerin bir dökümü hazırlanıp, kooperatifler hâlinde örgütlenmiş işçiler tarafından

işletmeye açılması kararlaştırılır. Bu kooperatifler aynı zamanda tek bir işçi sendikası hâlinde birleşecektir.

20 Nisan’da fırıncıların gece çalışması yasaklanır; istihdam büroları kapatılarak belediyeye devredilir.

30 Nisan’da ise tüm rehinci dükkânları kapatılacaktır.

Kadınlar ilk günden itibaren Komün’e etkin biçimde katılmışlardır: oy haklarının bulunmamasına ve

kamu görevlerinden yasaklı olmalarına karşın. Tartışmalara katılmakta, gözetim komiteleri oluşturmakta, kızlar

için daha iyi bir eğitim [13] , kadın emekçiler için daha yüksek ücret talebini gündeme getirmekte, Ulusal

Muhafızlar için üniforma ve cephane imal etmekte, muharebe alanlarında aşçı ve hemşireler olarak yaşamlarını

tehlikeye atmakta, kent barikatlarının kurulmasında görev almaktadırlar. Mayıs ayında merkezi hükümete bağlı

güçlerin nihaî saldırısında ise erkeklerle omuz omuza kenti savunacaklarıdır.

Tıpkı 1789’daki gibi, kulüpler kurarak hararetli tartışmalar yürütürler bir yandan da. Kulüp

toplantılarının yapıldığı kiliselerin kürsülerinden, “devrim düşmanları”nı, yani zenginleri, ruhbanları ve kenti

savunmak için silaha sarılmayan erkekleri lanetler, sosyal bir cumhuriyet, kadınlar için siyasal haklar, boşanma

hakkı, resmen evli olsun olmasın, Ulusal Muhafızların dullarına maaş bağlanmasını savunurlar. [14]

Komün’ün en önemli kadın örgütlenmesi, hiç kuşkusuz, Paris’in Savunması ve Yaralılara Yardım İçin

Kadınlar Birliği idi. Örgüt, aynı zamanda Birinci Enternasyonal’in Fransız Seksiyonu’nun Kadınlar

Seksiyonunu oluşturuyordu. Kurucusu Elizabeth Dmitrieff, bir Rus soylusunun kızıydı. Rusya’dan kaçarak

kendini Avrupa’daki devrimci hareketin içine atmış, Londra’da Marx’la tanışarak kızlarıyla ahbap olmuştu.

Marx’ın önerisiyle Enternasyonal’e katılmış, Paris Komünü sırasında devrimci Paris’te almıştı soluğu.

Kadınlar Birliği, büyük ölçüde emekçi kadınlardan oluşmaktadır: terziler, çizme yapımcıları, şapka

imalatçıları, çamaşırcılar, karton imalatçıları, mücellitler, parfüm imalatçıları ve bir öğretmen…

Birlik, Paris’li kadınları Komün’ü yaşatmak ve savunmak için seferber etme görevini üstlenmişti: her

bir mahallede ambulans istasyonlarında, sahra mutfaklarında, bağış toplamada görev alacak kadınları

devşirecek komiteler oluşmuştu. Nihaî hedefinin tüm mevcut toplumsal ve yasal yapıların, tüm ayrıcalıkların ve

tüm sömürü biçimlerinin ilga edilmesi ve sermaye egemenliğinin yerine Emeğin iktidarının kurulması, kısacası,

işçi sınıfının kendi eliyle kurtuluşu olduğunu gizlemiyordu.

Parisli kadınlar pek çok kulüp kurdular. Ama hiçbiri Kadınlar Birliği kadar siyasallaşmış değildi. [15]

 

4

 

Kadınların Komün’e katılımı, “Kanlı Hafta” olarak anılan, Thiers’in Versailles’da topladığı kuvvetlerin

Paris üzerine harekete geçtiği son günlerinde zirve yaptı. Kadınlar ve çocuklar, Ulusal Muhafızlarla omuz

omuza barikatların inşaında çalıştılar, ardından da barikatın arkasında çatışmalara katıldılar.

“Kadınlar erkekler gibiydi,” diyor bir burjuva yazar, Komün’ün düşüşünün ardından. “Gözüpek,

amansız, gözü dönmüş. Hiç bu kadar çoğu tehlikelere göğüs gerip ölüme meydan okumamıştır. Şarapnel, gülle

ve mermilerin açtığı feci yaralara belenmişlerdi, duyulmamış işkenceler altında acı ve öfkeyle inleyen, haykıran

ve hıçkıranların yanına koşuyor, gözleri kan içinde, kulaklarında bu son canlı et parçalarının çığlıkları,

ellerindeki chassepot’ları (bir çeşit tabanca) kararlılıkla alıp aynı yaralara, aynı acılara koşuyorlardı. Ve

barikatlarda ne gözüpeklik, çatışmalarda ne şiddet, duvarın dibinde, idam mangasına karşı nasıl bir ruh hâli!” [16]

 Çoğu çatışmalarda öldü; bir kısmı da Komün düştükten sonra izleyen katliamda yitirdi yaşamını.

Kocalarını, çocuklarını yitiren kadınların askerlere saldırıp sonra kendilerini askerlerin önüne attıklarını yazar

tarih. Çatışmalar sırasında çıkan yangınlar, “Petroleuses” olarak anılan kundakçı kadınlara atfedildiğinden,

giysileri perişan, elinde kova ya da şişe taşıyan yüzlerce kadın “kundakçı” damgası yedi, üstleri başları yırtılıp

en yakın duvarın önüne sürüklenip vuruldu. Kadın komünarların bir kısmı ise göstermelik bir yargılamanın

ardından katledildi.

Komün’ün düşüşünün ardından 1051 kadın savaş konseyinin karşısına çıkatılmıştı: dikişçiler, nakış

işçileri, kadın ustalar, çamaşırcılar, terziler, mücellitler… Bir adım geri atmadılar “yargıç”larının karşısında.

“Daha fazlasını öldürmediğim için Tanrı cezamı versin,” diyordu ik askeri öldürmekle suçlanan bir kadın.

“Issy’de iki oğlum vardı, ikisi de öldürüldü. Neuilly’de iki oğlumu daha kaybettim. Kocam barikatlarda öldü.

Şimdi bana ne yapacaksanız yapın.” Kurşuna dizdiler.

Ve kadın komünarların komutanlarından Louise Michel, yargıçlarının karşısında dimdik durup

haykırdı: “Bana Komün’ün suçortağı olduğum söylendi. Kuşkusuz ki evet; çünkü Komün herşeyden çok, Sosyal

Devrim’i istiyordu ve Sosyal Devrim benim de en büyük arzumdur. Dahası, Komün’ün teşvikçilerinden biri

olmaktan onur duyuyorum… Öyle görünüyor ki özgürlük için çarpan yüreklerin küçük bir kurşun parçasından

başka bir hakları yok; o hâlde ben de payımı istiyorum. Beni sağ bırakırsanız intikam için haykırmaktan hiçbir

zaman vaz geçmeyeceğim.” Louise Michel, Yeni Kaldeonya’ya sürgün edildi.

Evet, Komün kadınları uğruna can verecek kadar siyasallaştırmıştı. Ama onlara siyasal haklarını

vermeyi aklından dahi geçirmedi. Bunda iki koşul etkili olmuştur.

 

i) Fransız Devrimi’nin hemen ardından, boğazlaşmalardan, derinleşen yoksulluktan ve

devrimin kadınların koşullarında hiçbir değişikliğe yol açmayışından düşkırıklığına uğrayan

kadınların Katolik Kilise yanında saf tutmaları… “Bu nedenle, Cumhuriyetçi gelenek anti-

feminist olmuştur. Siyasal açıdan kadınlara yönelik çaplı bir güvensizlik üzerine

temellenmekteydi; onların erkeklerden çok rahiplerin etkisi altında olduğuna inanılmaktaydı. Bu

önyargı, Komün’ü de kadınların seçme-seçilme hakkını tanımaktan alakoyacaktır. [17]

ii) Proudhon etkisi: Komüncülerin büyük bölümü, Fransız küçük burjuva anarşisti

Proudhon’un etkisi altındadır. Bunun sınıfsal bir açıklaması var: 1872 sayımına göre Parisli

emekçilerin yüzde 42’si sanayide istihdam edilmektedir edilmesine, ama bunların büyük

bölümü, 10 kişiden az işçi çalıştıran küçük atölyelerde çalışmaktaydı. Fransız (erkek) işçilerin

kadınlara bakış açısı, küçük işletmelerin dar ufkunda biçimlenmişti. Bu bakış açısı, Pierre Joseph

Proudhon’un misojinisinde ifadesini bulur: kadınların fiziksel boyutlarının küçüklüğü ve cinsel

eylemdeki edilginliği, onun güçsüzlüğünün kanıtıydı; tüm fiziksel özellikleri, onun tek işlevinin

analık olduğunu kanıtlamaktaydı; beyninin ufaklığı ise, entelektüel madunluğunun göstergesi.

Kadınlar, tıpkı çocuklar gibi, soyutlama yetisinden yoksunlardı. Tüm bunlar, erkeklerin

kadınların efendisi olması gerektiğinin kanıtlarıydı.

Kadınların önünde yalnızca iki meslek durmaktaydı Proudhon’a göre: “ev kadınlığı ya da fahişelik.” Ve

onları denetim altında tutmak, kocanın göreviydi: zina, ahlâksızlık, ihanet, sarhoşluk, müsriflik, hırsızlık ve

ısrarlı serkeşlik nedeniyle öldürme hakkını da içeren bir yetke… [18]

 

I.3) Sovyet Devriminde Kadınlar

 

Aynı örüntünün Sovyet devriminde de yaşandığını görmek, ilginçtir. Devrim, özellikle emekçi kadın

kitlelerini yığınsal olarak harekete geçirmiştir.

20. yüzyıl başları Rusyası, nüfusunun yüzde 85’ini serflikten yeni kurtulmuş köylülerin oluşturduğu bir

toplumdur. Kırsal yapıya katı bir ataerkil hiyerarşi hâkimdir. Kırsal kesimde kadın okur-yazarlığı hemen hiç

yoktur. Kadim hane (dvor) ve komünal köy kurumları toprak mülkiyetini belirlemekte ve kadınların

 

5

 

yaşamlarını katı kurallarla sınırlandırmaktaydı. Teknolojinin son derece geri olduğu Çarlık Rusyası kırsalında,

köylü kadın kocasının ailesinin malıydı ve köleden farksızdı. Mevsimlik “eş” olarak kiralanıp hem tarla hem de

hanede çalıştırılan ve gebe kaldığında kapı dışarı edilen batrachkalar yaygın bir uygulamaydı.

Ama hayat 19. yüzyıl ortalarından itibaren sanayinin ağır aksak da olsa ilerlediği kentlerden doğru

dönüşecekti. Hele erkek sanayi işçilerinin yüzde 40’ının silah altına alındığı 1914 yılına gelindiğinde, kadınlar

açısından sahne radikal biçimde değişti. Kadınlar yığınsal biçimde fabrikalara, hastanelere, yol inşaatına doğru

akacaktı. 1913-1917 arasında Petrograd’da metal işkolunda çalışan kadınların oranı yüzde 3.2’den yüzde 20.3’e

yükselmişti. Ahşap sanyindeki kadınların sayısı yediye katlandı. Kâğıt imalatı, matbaacılık, hayvan ürünleri ve

besin işkollarında ise sayıları iki kat arttı. [19]  1914’te tüm Rusya’da kentsel işgücünün üçte biri kadınlardan

oluşmaktaydı. Savaş fiyatları tırmandırdıkça tırmandırırken, 10-12 saat çalışma sonucu kazanılan ücretler

ekmeğe yetmiyordu; çalışan annelerin durumu daha da zordu. Kreş ve bakımevlerinin yokluğunda fabrika işçisi

kadınların doğurdukları bebeklerin üçte ikisi bir yıl içinde yaşamlarını yitirmekteydi.

Kadınlar tıpkı Fransız Devrimi öncesindeki kızkardeşleri, tıpkı Komünarlar gibi mücadeleye giriştiler.

İşçi sınıfının daha tomurcuk hâlinde boy gösterdiği 19. yüzyıl sonlarından itibaren kadın işçiler erkeklerle omuz

omuza grevlerde, gösterilerde saf tutmaya başlamıştı. St. Petersburg’daki Novaya Pryadil’na fabrikasında

1878’de patlak veren grevde kadınlar ön saflardaydı. Orekho-Zeyevo’daki 1885 tekstil işçileri grevinde fabrika

binalarının tahrip edilmesi, Çarlık yönetimini alel acele kadın ve çocukların gece çalıştırılmasının

yasaklamasına yol açtı.

1895’de Yaroslav fabrikasındaki “Nisan Ayaklanması” kadın dokumacıların öncülüğünde başladı. St.

Petersburg’lu kadın işçiler 1894-96 arasında işçi sınıfını ayağa kaldıran grevlerde erkek yoldaşlarını yalnız

bırakmadılar; 1896 yazındaki dokuma işçilerinin tarihsel grevinde ise tezghları ilk terk edenler oldular.

Bu grev ve gösteriler Rus proletaryasının kadınları için hiç kuşkusuz bir okul olmuştur; bir kuşak

öncesinin aile kölesi mujikleri, kitleleri coşturan, bildiriler kaleme alan, güvenlik güçleriyle çatışan militanlara

dönüşmüşlerdi.

Kadınlardaki radikalleşmeyi dönemin polis kayıtlarından izlemek de mümkündür. 1860’larda tutuklanan

2000 kişiden yalnızca 65’i kadınlarken (yüzde 3), 1870’lerde 5664 siyasi tutuklunun 700’ünü (yüzde 12)

kadınlar oluşturacaktır. Narodnik silahlı eylemciler arasında kadın militanlar, hatırı sayılır bir yer tutmaktadır.

1880-90 arasında “terörist faaliyetler”den müebbet hapse mahkûm olan 43 devrimcinin 21’i kadındır. [20]

Öte yandan, kadın işçilerin eylemlerine özgül talepleri giderek daha çok damgasını vurmaktaydı. “1905-

1907 grev talepleri arasında kadın işçilerin ihtiyaçları öne çıkıyordu. Kadınları istihdam eden işkollarındaki

grevlerde bir şekilde ücretli doğum izni (genellikle doğum öncesi dört, sonrsı altı hafta), emzirme izni ve

fabrikalarda kreş açılmasından söz etmeyen tek bir belgeye rastlanamaz.” [21]  Ve belki de en çarpıcısı: kadın

işçiler ustabaşları ve patronların taciz ve istismarlarına karşı da eylemlere girişmekteydi:1913’de Moskova’daki

Grisov fabrikasında patlak veren grevin gerekçesi, “fabrika yönetiminin tutumu, kabul edilebilir gibi değil.

Ancak fuhuş sözcüğüyle tanımlanabilir” idi. Kadın grevcilerin talepleri arasında, doğum/emzirme izni, eşit işe

eşit ücret vb.nin yanısıra, “özellikle kadın işçilere kibar davranılması, küfrün yasaklanması”nın yer alması

giderek yaygınlaşıyordu; 1911’de Yartsev’deki Khludovsky fabrikasında 5000 işçiyi greve çıkartan olay,

ustabaşlardan birinin kadın işçileri taciz etmesiydi… [22]

Kadınları yığınsal olarak proletaryaya çeken 1914 savaşı, kadın militanlığını daha da yoğunlaştıracaktı.

Devrim öncesinde yüzlerce kadın Bolşevik Parti’ye üye olmuştu, parti çalışmalarına yasal ya da gizli, her

kademede katılıyorlardı: yerel parti komitelerinde yöneticilik, kuryelik, ajitatörlük, parti yayınları…

Çünkü savaş hayatı daha da zorlaştırmıştı. Petrograd’da büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan ekmek

kuyrukları kilometreleri bulmuştu. Ve Bolşeviklerin “Erkeklerimizi geri getirin!” sloganı, kentlerde olduğu

kadar kırsalda da yankılanıyordu.

Savaşın ilk birkaç ayının şaşkınlığı ve şöven havasını dağıtan, yine kadın emekçiler olacaktı. 6 Nisan

1915’te Petrograd’da et satışları bir günlüğüne askıya alındığında, kadınlar büyük kasap dükkânlarının

vitrinlerini aşağı indirerek tezgâhları yağmaladılar; aynı sahne iki gün sonra ekmek kıtlığı nedeniyle

Moskova’da tekrarlanacaktı. Kentin emniyet amiri üzerine yağan kaldırım taşlarından yara-bere içinde

kurtulabilmişti. Bu sahneler kısa sürede ülkenin tüm büyük kentlerine yayıldı.

Ekmek ayaklanmaları, “ekmek grevleri”ne kapı araladı: Haziran 1915’te İvanovo-Voznesensk’deki

grev, “un grevi” olarak anılır. Bir ay sonra ise, kadınlar savaşa son verilmesi, cezaevlerindeki işçilerin serbest

bırakılması için sokaklara dökülürler bu kez; grevin bastırılması, gösterilerin engellenmesi yönündeki polis

müdahalesi, otuz kişinin ölümüne yol açar. Kadınlar ateş etmelerini önlemek için kendilerini güvenlik

güçlerinin önüne atmaktadırlar.

 

6

 

Savaş işçileri hızla siyasallaştırır: 1915 yılı içerisinde gerçekleştirilen 928 grevin 715’i ekonomik, 213’ü

siyasal taleplere dayanmaktadır. Siyasallaşma 1916 boyunca daha da hızlanacak, yaygınlaşacaktır: yıl boyunca

siyasal amaçlı grevlere katılan işçi sayısı 280 943; ekonomik amaçlı grevlere katılan işçi sayısı ise 221 136’dır.

Ocak 1917 tarihli bir emniyet raporu, “dükkânların önünde sonu gelmeyen kuyruklarda beklemekten yorgun

düşmüş, aç ve hasta çocuklarının yüzlerini görme ıstırabına kalanan anaların artık devrime (…) çok yakın

olduğunu, ve bir kıvılcımın infilak ettireceği bir patlayıcı dükkânına benzedikleri için çok tehlikeli

olduklarını” [23]  kaydediyordu.

1917’nin 8 Mart’ı emniyet raporunu haklı çıkardı.

Başlangıçta hiçbir radikal partinin o gün olay çıkartmaya niyeti yoktu. Her 8 Mart gibi, alanlarda

toplanılacak, bildiriler dağıtılacak, konuşmalar yapılacaktı. Hatta Petrograd’da Bolşevik Parti temsilcisi V.

Kayurov bir gün önce partili işçi kadınlara bireysel eylemlerden uzak durmalarını, partinin talimatlarına

uymalarını salık vermişti.

Ancak 8 Mart (23 Şubat) sabahı Petrograd’lı birkaç yüz dokuma işçisi kadın, bir günlük siyasal grev

çağrısı yapma kararı aldı. Aralarından seçtikleri temsilcileri komşu fabrikalara gönderdiler. Kayurov kadınların

grev çağrısından rastlantı sonucu bulunduğu bu fabrikalardan birinde haberdar olacaktı. Kadınların

“disiplinsizliği”ne çok öfkelendiğini itiraf edecekti sonraki anılarında.

23 Şubat öğlen vakti, işçi kadınların grevine 90 000 işçi katılmıştı. Bolşevikler kadınların çağrısına

çarnaçar uymak zorunda kaldılar… Grevci işçiler Viborg mahallesinden kent merkezine doğru yürürken

sabahtan beri ekmek kuyruğunda bekleyen kadınlar katıldı onlara. Hep birlikte Belediye Duma’sının önüne

yöneldiler.

Sokaklar gün boyu insan kaynadı. Her köşede toplaşıp dağılan kalabalıklar ekmek, barış ve daha yüksek

ücret taleplerini haykırıyorlardı: “Ekmek yoksa çalışma da yok!”

1917 Şubat devrimi başlamıştı. Tıpkı Troçki’nin dediği gibi: “Tabandan bir devrim başlayıp kendi

devrimci örgütünün direncini alt etti; inisyatifi işçi sınıfının en çok ezilen, en fazla aşağılanan kesimi, kadın

tekstil işçileri üstlenmişti.” [24]  “Geleceğin tarihçileri Rus Devrimi’ni kimin başlattığını araştırırken angaje

teoriler yaratmasınlar,” diye yankılıyordu Pitirim Sorokin. “Rus Devrimi’ni ekmek ve ringa balığı isteyen aç

kadınlar ve çocuklar başlattı.” [25]

Çar devrilmişti…

 

II) Devrimler kadınların yaşam tarzlarında radikal değişimlerin ebeleridir.

 

Buraya kadar tartıştıklarım, devrimlerin kadın kitlelerini nasıl devinime geçirdiğini ve kadınların

yığınsal katılımı olmaksızın “devrim”den söz edilemeyeceğini yeterince segilemiştir umarım. Bir başka deyişle,

kadınların kitlesel katılımı, devrimlerin alâmet-i farikasıdır. Ama buna hemen bir şey daha eklemek gerekir.

Devrimler de kadınların yaşamlarında radikal değişimlere yol açar. Onların yaşam biçimlerini, toplumsal

konumlarını devrime öncülük eden sınıf(lar)ın dünya görüşü çerçevesinde yeniden biçimlendirir.

 

II.1) Sovyet Devrimi Kadınların Yaşamını Nasıl Etkiledi?

 

Bunu kaldığımız yerden, Sovyet devriminden devam ederek açımlamaya çalışayım.

Lenin, Sovyet iktidarının iki yılını değerlendirdiği konuşmasında şöyle diyordu: “İşçi hükümeti, daha ilk

aylarında kadınları etkileyen yasalarda tam bir devrim gerçekleştirdi. Sovyet hükümeti kadınları tümüyle

tabiyet altında tutan yasalarda altüst edilmedik tek bir taş bile bırakmadı. Özellikle kadının zaaflı durumundan

yararlanarak onu eşitsiz ve genellikle de aşağılayıcı bir konumda bırakan yasaları kastediyorum - yani boşanma

ve evlilik dışı doğan çocuklara ve kadının çocuğu desteklemesi konusunda babaya dava açma hakkına ilişkin

yasalar… Ve herhangi bir abartıya düşmeksizin, dünyada Sovyet Rusya dışındaki hiçbir ülkede kadınlara tam

eşit haklar tanıyan, kadınların özellikle aile yaşamında hergün hissedilen aşağılayıcı konumda olmadığı tek bir

ülkenin dahi bulunmadığını gururla söyleyebiliriz. Bu bizim birincil ve en önemli görevlerimizden biriydi.”

Gerçekten de, işçi hükümeti Ekim devriminin hemen ardından, üç görevi öncelikle önüne koymuştu:

derhâl barış ilanı, toprak sorunu ve kadınlara tam eşitlik…

Kadınlar konusunda yeni siyasal, medeni, iktisadi ve aile yasaları, yüzyılların mirası eşitsizlikleri bir

çırpıda gidermeyi hedefliyordu. Birkaç ay içerisinde çıkartılan yasalarla kadınlara tam seçme-seçilme hakkı

tanındı, devrimden altı hafta sonra kilise nikâhı yerini sivil nikâha bıraktı, bir yıl tamamlanmadan karı ile

kocaya tam eşit haklar tanıyan ve “meşru-gayrımeşru” çocuk ayırımını ilga eden bir evlilik yasası hazırlandı.

Evlenen çiftler soyadlarını birlikte seçebiliyor, kadının, erkeğin ya da birleşik bir soyadı alabiliyorladı.

 

7

 

Boşanma, 19 Aralık 1917 yönergesiyle kolaylaştırıldı. Karşılıklı rıza durumunda boşanma anında

gerçekleştirilebilecekti. Talebin tek taraflı olması durumunda kısa bir duruşma yapılıyordu. Zina, ensest ve

eşcinsellik ceza yasasından çıkartıldı. Sovyet yasası, “kimseye zarar gelmediği, kimsenin çıkarlarının

zedelenmediği sürece, devlet ve toplumun cinsel konulara müdahale edemeyeceği” ilkesine dayanmaktaydı [26] .

Sovyetler birliği, kürtajı sebest bırakan ilk ülke oldu. Kürtaj, devlet hastanelerinde, ücretsiz olarak

gerçekleştirilecekti. Çocuklar ise, toplumun sorumluluk alanındaydı. Bu sorumluluğun gerekleri, toplum adına

işçi devleti tarafından yerine getirilecekti. Devlet kreşten yüksek öğretime, ücretsiz olan eğitim ve sağlık

hizmetleri aracılığıyla, 18 yaşına dek çocuklarına bakmakla yükümlü olan ailelere destek olmaktaydı.

Yalnız medeni yasa değil. Eğitim, çalışma ve siyasal katılım alanlarında kadınların önlerindeki tüm

engeller kaldırılırken, tüm çalışan kadınlar için eşit işe eşit ücret ve ücretli doğum izni getirildi.

Ancak, Lenin’in de dediği gibi, “bu daha başlangıç”tı. İşçiler üretim üzerinde denetimi ellerine alırken,

“yeniden üretim” üzerindeki kontrolü de kadınların eline verecek çabalara girişildi, iç savaşın sıcağında…

Geleneksel ailenin iktisadi temelleri miras hakkının ilgası ve ölen kişinin mülklerinin devlete aktarılmasıyla

yok edilirken, aile içi cinsiyete dayalı işbölümü komünal kurumlarla ilga edilmeye çalışılıyordu: [27]  kreşler,

yuvalar, ortak yemekhaneler, çamaşırhaneler, onarım merkezleri vb… kadının “yıkıcı, boğucu, aptallaştırıcı ve

aşağılayıcı” ev işlerinden kurtarılmasının (Lenin) önkoşulu olarak devreye sokuluyordu: iç savaşın sıcağında.

Kollontai, İktisadi Kalkınmada Kadın Emeği’nde (1923) 1919-20 arasında Petrograd’da nüfusun yaklaşık yüzde

90’ının, Moskova’da ise yüzde 60’ının ortak yemekhanelerde yediğini 1920’de tüm ülkede 12 milyon kadar

kentlinin ortak yemekhanelerden yararlanabildiğini söylüyordu. [28]

Konut mimarisinde de yenilikler denenmekteydi: hosteller, merkezi ısıtma, elektrik, sürekli sıcak su,

ortak çamaşırhane ya da kreşiyle özel konutlardan çok daha avantaj sağlayan komünal konutlar…

Yeni medeni yasadaki tam eşitlikçi yeni değerleri kadın yığınlarına mal edebilmek için Bolşevikler,

kadınlar arasında devasa bir seferberlik başlatacaklardı. “Milyonlarca kadını tarafımıza çekmeden proletarya

diktatörlüğünü uygulayamayız,” diyordu Lenin. “Komünizm olmadan kadınların kurtuluşunun

gerçekleşemeyeceği ne kadar doğruysa, kadınların tam kurtuluşu gerçekleşmeden komünizmin de olamayacağı

okadar doğrudur,” diye yanıtlıyordu Inessa Armand. [29]

Komünist kadınlar, tam eşit üyeler olarak parti organları içinde yer alacaklardı, burada kuşkuya yer

yoktu. Ancak parti üyesi olmayan milyonlarca kadına ulaşmak, onlar arasında sistemli bir çalışma yapabilmek

için ayrı bir örgüte gerek olduğu da ortadaydı. Sovyet devriminde kadınların yaşadığı büyük dönüşümün

mimarları, öncü Bolşevik kadınlar, Inessa Armand, Alexandra Kollontai, Klavdiia Nikolaeva ve Bolşevik Parti

sekreteri Yaakov Sverdlov’dan oluşan bir komisyonun örgütlediği, 1918’da toplanan Tüm Rusya İşçi Kadınlar

Kongresi, kadınların Sovyet iktidarına desteğini kazanmak, kadınları partiye, hükümete ve sendikalara çekmek,

ev köleliği ve ahlâki çifte standartlara karşı mücadele etmek, kadınları ev işlerinin yükünden kurtarmak için

ortak yaşam alanlarını yaygınlaştırmak, kadın emeği ve analığı korumak, fuhşa son vermek, kadınları geleceğin

omünist toplumuna uygun olarak eğitmek… gibi amaçları koymuştu programına. Bolşevik Parti’nin Kongre

kararıyla kurulan İşçi kadınlar arasında Ajitasyon ve Propoganda Komisyonu, Eylül 1919’da Parti’nin Kadın

Seksiyonu Zhenotdel’e dönüştü. Başkan, Inessa Armand’dı. Her düzlemde parti komitelerine bağlı olarak

fabrika ve köylerde kadınlar arasında çalışma yürütmek üzere Zhenotdel’de örgütlenen partili kadınlar bir

yandan yeni yasaların önlerine açtığı olanakları ülkenin en ücra köşelerindeki kadınlara anlatmayı, bir yandan

kadınları toplumsal ve siyasal yaşamın tüm alanlarına, özellikle de Bolşevik parti saflarına

katmayı, [30]  böylelikle de ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu hâlâ boyunduruk altında tutan ataerkil gelenekleri

bertaraf etmeyi hedefliyorlardı. Zhenotdel delegeleri ülkenin her köşesinde okuma yazma kurslarından komünal

mutfakların, kreş ve çocuk yuvalarının örgütlenmesine, kadınlara yeni, eşitlikçi yasaların anlatılmasına, iç

savaşta kadınların destek ve katkısını sağlamaya, gönüllü çalışma tugaylarının örgütlenmesine, savaş

yetimlerine destek sağlamaya, Kızıl Ordu’da silahlı güç, sağlık görevlisi ya da lojistik destekçi olarak görev

almaya, kadınları ilgilendiren her alanda çalışmaktaydı. Örgütün aylık yayın organı Kommunistka (Komünist

Kadın)’nın tirajı 30 000’i bulmuştu.

Kadınların yaşamlarındaki devrimci dönüşümler ve Zhenotdel’in bu dönüşümlerdeki rolü en iyi, Orta

Asya Müslüman topluluklarda izlenir.

Bölge Sovyet devriminden sonra ağırlıklı olarak İslâm dini, aşiret düzeni ve feodal mülkiyet ilişkilerinin

hâkimiyeti altındadır ve bu üçünün kadınların yaşamını cehenneme çeviren birleşik etkisi, Orta Asya’yı karşı

devrim ocağı hâline getirmektedir. Kadınlar için ödenen başlık bedeli (kalyn) bireylerin değil, tüm bir klanın

yükümlülüğüdür ve klan üyelerini, kan davası yaptırımıyla da desteklenen karmaşık bir borç, sadakat ve

yükümlülükler sistemi içinde yerel toprak ağalarına bağlamaktadır. Tüm bu feodal borç ve yükümlülükler

sistemi ise, kadıların gözetimi altındaki dinsel hukukla desteklenmektedir.

 

8

 

Kadınlar bu sistemin hem tüm yükünü omuzlayan köleleri hem de zayıf halkasıdır. Küçücük yaşta

babaları tarafından, üzerlerinde yaşam ve ölüm hakkına sahip, dedeleri yaşındaki ihtiyarlara satılmakta, bütün

yaşamını kocasının ailesine hizmetle geçirmekte, her türlü güvenceden yoksun bir şekilde sokağa atılmaları ise

kocalarının iki dudağı arasından çıkacak tek bir söze bakmaktadır. Bebek ve doğum sırasında anne ölümleri

facia düzeyindedir.

Bolşevik Parti, Lenin’in uyarılarıyla saygı gören yerel kurumlarla doğrudan çatışma içine girmekten

kaçınır. Bunun yerine, yerel kurumları sistemli biçimde aşındıracak ve yeni Sovyet kurumlarınınüstünlüğünü

kanıtlayacak tedrici bir mücadeleye girişilecektir.

Sorun, sosyalizmin cazibesine kapılmış birkaç “kızıl molla”nın öne sürdüğü gibi “İslâm’ın sosyalizmi

içerdiği”ni kanıtlamak ya da Kur’an’la komünizm arasında bir uzlaşı aramak değildir. Bolşevikler Sovyet ve

Müslüman yasalarının bağdaşmazlığının bilincindedirler; hele ki kadınların temel hakları konularında.

Böylelikle, örneğin, ilkin geleneksel kadı mahkemelerinin yanısıra, Müslüman cumhuriyetlerde Sovyet

sivil mahkemeleri kurulur. Öncelikle kadı mahkemeleri siyasal davalara bakmaktan men edilir; ardından bir

davanın kadı mahkemesinde görülmesi, iki tarafın onayına bağlanır. Sovyet mahkemelerine yönelik kabul

genişledikçe, ceza davaları da onlara devredilir. Ardından kadıların Sovyet hukuk sistemiyle çelişen Şeriat

yasalarını dayatmaları yasaklanır. Biri Zhenotdel üyesi iki Sovyet temsilcisinin kadı mahkemelerine gözetimci

olarak katılıp kararları onaylaması koşulu getirilir. Nihayetinde, kadıları destekleyen vakıfların mülklerine el

konup yoksul köylülere dağıtıldığında, kadılar tümüyle ortadan kalkacaktır. [31]

Müslüman toplumları kazanmanın önemli bir ayağı, bölgenin kadınlarını kazanmaktır. Yerli militan

sayısının azlığında, Zhenotdel üyesi Bolşevik kadınlar, Orta Asya cumhuriyetlerinde son derece özverili bir

çalışmaya girişirler. Baştan ayağa çarşaflara bürünmüş, Özbek, Türkmen, Kırgız vb. kadınlar arasında okuma-

yazma kursları başlatırlar, asgari hijyen ve sağlık bilgileri sağlayacak kurslar düzenler, sağlık ocakları, ana-

çocuk sağlığı merkezleri açarlar, dağ tepe dolaşarak yeni yasaları ve kadınların kazanımlarını anlatırlar,

kadınların bir araya gelerek sosyal-kültürel faaliyetler örgütleyecekleri kulüpler örgütlerler. Örtünme ve küçük

yaşta evliliklere karşı çıkarlar…

Çıkarlarına yönelik bu kadın tehdidi, yerel güç odaklarını kısa sürede harekete geçirecektir. Kadın

çalışması yürüten Zhenotdel kadınları, hatta bu faaliyetlerde rol alan yerel kadınların parçalanmış cesetleri

bulunmaktadır sokaklarda. Öyle ki, Sovyet yetkilileri bu kadın cinayetlerini, idamla cezalandırılacak bir “karşı

devrimci suç” kabul edecektir.

Böylece Orta Asya’da da kadınların yaşamı yavaş yavaş değişmeye başlayacaktı. 1924’e gelindiğinde

seçme ve seçilme hakkını hayata geçirmeye başladılar. Partinin kadınları sandıklara çağırması, ilk kez kamusal

alana katılmalarını olaylaştırmaktaydı; yasal reformların yanısıra, toprak dağıtımıyla yerel güç odaklarının

etkilerinin kırılması, dinsel yetkelerin gerilemesi, her yanda pıtrak gibi biten üretici ve tüketici kooperatifleri,

kadınların tohum, araç ve eğitime erişimlerinin kolaylaştırılması, kadınları evlilik dışında da iki ayakları

üzerinde durabilecekleri bir yaşamın varlığına ikna etti. Bunu, özellikle küçük yaşta evlendirilen kadınların ve

ikinci, üçüncü eşlerin başlattıkları boşanma furyası izleyecekti.

Devamı için



Bu yazı 978 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
    2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  • İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
    İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  • İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
    İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  • Güncel
    Güncel
  • Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
    Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
  1. 2016 tarihi Diyarbakır Newroz'undan
  2. İstanbul'dan Şırnak'a '#Akşam7deBarışaSesVer' eylemleri büyüyor
  3. İstanbul’da binlerin çığlığ;‘Saray savaş, halklar barış istiyor’
  4. Güncel
  5. Yitirdiğimiz,Dostlar,yoldaşlar...
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
    AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  • Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
    Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  • İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
    İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  • 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
    'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  • Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
    Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  • Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
    Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
  1. AFP'nin Afrin'den geçtiği görüntüler
  2. Kardeş Türküler - Dom Dom Kurşunu / Mahzuniye Saygı
  3. İşçi Sınıfının Anası: Jones Ana
  4. 'Hesabı halk soracak' diyen HAZİRAN'cılara müdahale: Gözaltılar var
  5. Nazım Hikmet İşçilerimizin 1 Mayıs'ını Kutluyor!
  6. Kemal Sunal'ın sansürlenen 1 Mayıs sahnesi
VİDEO GALERİ
YUKARI