Üyelik Girişi
Menü

Site Haritası
Sitemiz içinde arama
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 6°
Gazete Manşetleri
Reklam

Demokratik ulusta politik yaşam ve Demokratik Özerklik

Demokratik ulusta politik yaşam ve Demokratik Özerklik

Abdullah ÖCALAN
 02.02.2013

KCK’nin demokratik ulus inşasının politik boyutunu, demokratik özerklik olarak kavramlaştırmak mümkündür. Demokratik ulus, öz yönetimsiz düşünülemez. Genelde tüm ulus biçimleri özelde demokratik uluslar da kendi öz yönetimleri olan toplumsal varoluşlardır. Bir toplum, kendi öz yönetiminden mahrum olursa, ulus olmaktan da çıkar. Çağdaş toplumsal gerçekliklerde yönetimsiz ulus düşünülemez. Hatta sömürge ulusların bile yabancı kökenden de gelseler bir yönetimleri mevcuttur. Ancak dağılma sürecine giren toplumların yönetiminden bahsedilemez. Olsa olsa dağıtan gücün kontrollü dağıtması veya sürece yayılmış tasfiye yönetimi söz konusudur. Kürtlerin konumu öz örgütsüz oldukları dönemde böyleydi. Sadece ulus olmaktan alıkonulmuyorlardı. Toplum olmaktan da çıkarılıyorlardı. PKK öncülüğü ve KCK politikası sadece bu süreci durdurmakla kalmadı politik toplumdan demokratik ulus olmaya doğru bir süreç başlattı. Gelinen aşamada Kürtler yoğun politikleşen toplum olmak kadar bu politik gerçekliği demokratik ulus olma doğrultusunda örgütleyen bir konumu da yoğunca yaşamaktadır. Politik toplum olma, çağımızda ana hatlarıyla iki doğrultuda ulusallaşmaya götürür. Geleneksel kapitalist yol olan ulus-devlete götüren yol, milliyetçi ve dinci politikalar kapitalist modernite koşullarında eğer bir toplum devletsizse, devleti yıkılmış veya çözülme durumundaysa o toplumu yeni bir devlete; ulus-devlete götürür. Eğer o toplumun geleneksel bir devleti varsa ve güçsüzse o devleti daha güçlü olan ulus-devletle ikame eder. Politikanın, politik gücü ikinci uluslaşma yolu, demokratik uluslaşma yoludur. Özellikle ulus-devletlerin sorun doğuran karakteri günümüzde politik toplumları, onların yönetim güçlerini demokratik ulus olma doğrultusunda hareketlendirmektedir. Ya reformla ya devrimle demokratik ulus olmaya zorlamaktadır. Kapitalizmin yükselişe geçtiği dönemde ulus-devletler hakim eğilim iken, çöküşü yaşadığı günümüz koşullarında daha çok demokratik ulus olma doğrultusunda evrim geçirmektedirler. Bu konuda politik gücü devlet iktidarıyla özdeşleştirmemek büyük önem taşır. Politika, iktidar ve onun norm kazanmış biçimi olan devletle özdeşleştirilemez. Politikanın doğasında özgülük vardır. Politikleşen toplumlar, uluslar özgürleşen toplumlar ve uluslardır. Devlet ve iktidar gücü kazanan her toplum ve ulus özgürleşmediği gibi eğer demokratik özellikleri varsa bu özelliklerini ve var olan özgürlüklerini de kaybetmeyle karşı karşıya kalırlar. Onun için bir toplumu ne kadar devlet ve iktidar olgularından arındırırsak o denli özgürlüğe daha açık hale getiririz. O toplum ve ulusu özgür kılmak için gerekli temel şart ise, onu daima politik bir konumda tutmaktır. Devlet ve iktidardan arınmış ama politik olamamış  bir toplum, anarşiye ve kaosa teslim olmuş toplum veya ulus konumuna düşer. Eğer anarşi veya kaostan toplumlar, uluslar uzun sürede kurtulamazlarsa çürür, dağılır ve başka yabancı kozmosların malzemesi olurlar. Kaos ve anarşi ancak geçici ve kısa süreliğine doğurgan bir rol oynayabilirler. Bunun için de politik olgunun devreye girmesi şarttır. Politika sadece özgürleştirmez aynı zamanda düzenler. Politika eşsiz düzenleyici güçtür. Bir nevi sanattır. Devletlerin, iktidarların baskıcı düzenlemelerinin zıddını temsil eder. Politika bir toplum ve ulusta ne kadar güçlüyse devlet ve iktidar güçleri o denli zayıftır, zayıflamak durumundadır. Tersi de geçerlidir. Bir toplum veya ulusta devlet veya iktidar gücü ne kadar fazlaysa politika, dolayısıyla özgürlük o denli zayıftır.
 

Bir toplumu ne kadar devlet ve iktidar olgularından arındırırsak o denli özgürlüğe daha açık hale getiririz. O toplum ve ulusu özgür kılmak için gerekli temel şart ise, onu daima politik bir konumda tutmaktır

Demokratik ulus inşasında omurga rolü oynayan KCK, -Türkçe karşılığı Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği’dir- demokratik özerkliğin karşılığı olarak da çevrilebilir. KCK’nin demokratik politika organik rolünü oynayabilmesi demokratik uluslaşmanın vazgeçilmez gereğidir. Ulus-devletle karıştırılması bilinçli bir saptırmadır. KCK ilkede ulus-devletçiliği kendi çözüm aracı olmaktan çıkarmıştır. Ulus-devletçiliğin ne  ilk ne de son aşamasıdır. Birbirinden nitelik olarak farklı otorite kavramlarıdır. Örgütsel şema olarak ulus-devletin kurumlaşmasına benzeyen özellikler taşısa da  özde farklıdırlar. KCK’nin karar organı olarak KONGRA-GEL, Halk Meclisi anlamındadır. Önemini halkın kendini öz karar sahibi kılmasından almaktadır. Halk Meclisi veya KONGRA-GEL demokratik bir organdır. Uluslaşmanın üst tabaka veya burjuva unsurların öncülüğünde gelişmesinin alternatifidir. KONGRA-GEL uluslaşmanın, halk sınıflarının, aydın tabakalarının öncülüğünde gelişmesini ifade eder. Burjuva parlamenter sistemden özde ayrılır. Egemen ulus-devletlerin baskısından ötürü seçim sistemini ve toplantı merkezini uygun koşullar altında düzenlemek durumundadır. KCK’nin Yürütme Konseyi, yoğunlaştırılmış, merkezileştirilmiş günlük yönetim piramidini ifade eder. Halk arasına dağılmış çalışma birimlerinin koordinasyonunu sağlar. Demokratik uluslaşmanın günlük örgütselñeylemsel çabalarını koordine etmek, yönetmek ve savunmak durumundadır. Konseyin, devletlerin hükümet organlarıyla karıştılması doğru değildir. Demokratik sivil toplumların konfederasyon sistemine daha yakındır. KCK’nin halkın seçimine dayanan Genel Başkanlık Kurumu, demokratik ulusun en genel üst temsil düzeyini ifade eder. Tüm KCK birimlerinin arasındaki uyumu ve temel politikaların uygulanmasını gözetler, denetler.

KCK’nin egemen ulus-devletlerle legalleşme sorunu vardır. Önceliği legal faaliyetlere vermesine karşın ulus-devletin bunu kabul etmemesi Kürdistan’da ikili bir otorite ve yönetime yol açar. Devlet yönetimiyle KCK yönetiminin aynı topraklarda ve toplumlarda geçerli kılınmaya çalışılması açık ki gerginliğe ve çatışmaya yol açacaktır. İlgili devletlere önerilen legalleşme, yasallaşma talepleri karşılık bulmaz, takip, tutuklama ve şiddete başvurulursa açık ki KCK de kendi otorite ve yönetimini tek taraflı olarak uygulamaktan geri kalmayacaktır. KCK’nin 2005’te ilan edilmesinden beri ilgili ulus-devletlerle direkt ve dolaylı diyalogları şimdiye kadar yasal çözümle sonuçlanmamıştır. Diyalogların olumlu sonuç vermemesi halinde önümüzdeki dönemde KCK’nin yönetim gücü ve otoritesi olarak kendini Kürdistan’da Kürt toplumuyla ve birlikte yaşadığı azınlıklar arasında tek taraflı uygulaması kaçınılmaz olacaktır. KCK’nin kendini tek taraflı olarak demokratik ulusun bütün boyutlarında uygulaması yeni bir dönemi başlatacaktır. Bu dönem PKK’nin kendini inşa ettiği dönemle devrimci halk savaşını geliştirmeye çalıştığı dönemden farklı olacaktır. Sadece parti ve savaş yönetimi söz konusu olmayacaktır. Yine PKK ve HPG çalışmaları ve savunma savaşları olmakla birlikte bu dönemde esas rolü demokratik ulusun tüm boyutlarında inşa edilmesi ve yönetilmesi söz konusu olacaktır. Açık ki bu dönemde yeni koşullar altında ulus-devlet kurum ve güçleriyle KCK’nin kurum ve güçleri arasında büyük rekabet, çekişme ve çatışmalar yaşanacaktır. Kent ve kırsal alanlarda farklı otorite ve yönetimler söz konusu olacaktır.

‘Kürt sorunu ve demokratik ulus çözümü’ adlı kitabından alınmıştır.

özgürgündem

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Reklam

Google ara